Türkiye ile Almanya arasında 30 Ekim 1961’de imzalanan İşgücü Anlaşması’nın ardından Almanya’ya göç eden ilk kuşaktan Emin Acar ile 2009’da gelen Murat Kazar, Berlin’de şekillenen hayatlarını ve “birikim yapıp memlekete dönme” hayalinin yıllar içinde nasıl değiştiğini anlattı.
“70’ten gelenler 90’larda geri dönemeyeceklerini anladılar”
56 yıl önce çocuk yaşta Almanya’ya gelen Emin Acar, “5 yaşında geldim buraya. 1970’ten beri Berlin’de yaşıyorum. Babam 1969 yılında geldi. Sonrasında da bütün aileyi getirdi” dedi. Acar, o yıllarda Türklerin Kreuzberg’de yaşadığını, sobalı ve ortak tuvaletli eski evlerde kaldıklarını söyledi.
Acar, ilk kuşakta yaygın olan “sermaye yapıp köye ev inşa ederek dönme” düşüncesinin yıllar içinde değiştiğini anlattı: “İlk gelenlerin hemen hepsi babam da dahil köyüne dönmek istiyordu. Burada biraz sermaye yapıp köye bir ev yapmak istiyorlardı. … 70’ten gelenler artık 90’larda artık geri dönemeyeceklerini anladılar. Sonra çocuklar burada evlendi. … Bizim babalarımız emekli oldular ama gidemediler Türkiye’ye. Gitse bile 3-5 ay kalıp geliyorlar.”
Berlin’e ilk gelişinde gündelik hayata dair şaşkınlığını “İlk geldiğimde bana en ilginç gelen trafik lambaları oldu. … Her şey bize değişik bir dünya gibi geldi. Almanları ilk kez görüyoruz” sözleriyle aktaran Acar, eğitim sürecini de şöyle özetledi: “İlk geldiğimizde bizi hazırlık sınıfına aldılar. … İlk geldiğimizde Türkçe dersleri vardı. Alman sınıfına almıyorlardı hemen. 4-5 sene iyice Almancayı öğrendikten sonra seni Alman sınıfına veriyorlardı.”
Acar, Türklerin Almanlarla temasının yıllar içinde arttığını belirterek “Bizim Türklerden bazılarının 90’lara kadar Almanlarla pek irtibatları, konuşmaları yoktu. 90’dan sonra ticarete atılanlar, devlet dairelerine gidip gelenler yavaş yavaş Almanlarla iletişim kurmaya başladı” dedi.
Dini yaşam ve yerleşik hayata geçişe dair, “İlk gelenler cami sıkıntısı çekti. İlk olarak Şehitlik Camii açıldı. Sonrasında Kreuzberg’de Mevlana Camii açıldı” bilgisini veren Acar, oturum ve çalışma hayatıyla ilgili de “Oturumu da almak için en az 10 sene yaşayıp suça bulaşmaman gerekiyordu. Süresiz oturumu aldıktan sonra iş yapabiliyordu. O zamana kadar 10 sene burada kimse kendi üzerine iş yapamıyordu” dedi.
Konut ve mahalleleşme deneyimini “Eskiden Kreuzberg’de oturan bir şahıs, bir aile Alman ailelerin oturduğu alana taşınamıyordu. … 90’lara kadar böyleydi. Almanya birleşince bu ambargoyu kaldırdılar” sözleriyle anlatan Acar, bugün ev bulmanın zorlaştığını ve dil-yeterlilik süreçlerinin zorluklarına dikkat çekti: “Şu anda zaten Türkiye’de her şey mevcut. İyi bir mesleğin varsa, iyi bir konumun varsa ben buraya gelmem. Ev bulmak sorun. Almanya’ya geldiğin zaman diplomanı tanıtacaksın. Dili bilmiyorsun. Okuyan kişi gelse de burada zorluk çekiyor. İş adamı da olsa kim gelirse gelsin.”
Vatanla bağın sürmesine rağmen kalıcılığın arttığını vurgulayan Acar, “Vatan hasreti her zaman var. … Artık emekliler ne yapıyor. Gidiyorlar Türkiye’ye 5 ay kalıp geliyor. Dönemiyorlar. Çünkü gerçekçi olmak lazım. Adam 60-70 senedir burada. Bütün çevresi burada. Türkiye’ye de alışamaz” dedi.
Kültürel faaliyetlerin son yıllarda arttığını söyleyen Acar, “Burada şu anda konsolosluğun, büyükelçiliğin çalışmaları var. 2000’den sonra çoğaldı. Etkinlikler var. Saz kursları var. Sosyal faaliyetler var. Şimdiki gençler daha şanslı. Türkiye’den sanatçılar geliyor. Tiyatrolar düzenleniyor” diye konuştu.
“Kreuzberg, Küçük İstanbul”
Almanya’da balıkçılık yapan Murat Kazar, “Ben 2009’dan beri buradayım. Benim abim burada işyeri açtı. Abimin işyerinde balık konusunda eleman eksiği vardı” dedi. İlk kuşağın en büyük sıkıntısının dil olduğunu belirten Kazar, “İlk gelen aileler, burada bayağı zorlanmışlar. Dil bilmiyorlar, yol bilmiyorlar. İşten eve şeklinde yaşamışlar” ifadesini kullandı.
Kazar, “Burada 60’lardaki anlaşma sonrasında Berlin’e gelen insanları Kreuzberg’e toplamışlar. İlk gelenler zamanında duvar vardı. … O dönemde gelen Türkleri buraya yerleştirmişler. İnsanlarımız da buraya adapte olmuşlar. Kreuzberg’den başka bir yere gidememişler” dedi. Mahallede Türkçe tabelaların yaygınlaştığını, küçük market ve manavların açıldığını anlattı.
Mesleki geçmişini “Ben aşağı yukarı 15 yaşımdan beri bu mesleğin içerisindeyim. Benim babam da benim ustam. Yaklaşık 30 senedir bu işin içerisindeyim. Daha önce ben Ankara’da bu işi yapıyordum. Türkiye’de çekirdekten yetişme bir esnaf olarak bu zamana geldim” sözleriyle aktaran Kazar, vatan duygusunu ise “Orada doğup büyüyen insanın vatan hasreti bitmez” diye tanımladı.
Günlük yaşamda dil ihtiyacına değinen Kazar, “Burası Türk mahallesi. Kreuzberg’de fazla Almanca’ya ihtiyaç duymuyorsun ama ister istemez yaşadığın için onların dilini bilmek zorundayız. Burası zaten küçük İstanbul. Burası seneler öncesinden, Kreuzberg Küçük İstanbul olarak geçiyor” dedi.
Kazar, Kemal Sunal’ın başrolünde yer aldığı Polizei filminin çekimlerine ilişkin bir anısını da paylaştı: “Benim şu an ki çalıştığım bu yerde şu karşı pencerede çekiliyor. Burası şu an balıkçı ama o dönemde gazete bayisi idi. … O sırada da rahmetli Kemal Sunal buradan geçerken bir tane gazete istiyor ve o şekilde bir anısı oluyor.”












Yorumlar